Humanspire #27: Sofra/Compass Group Türkiye İnsan ve Kültür GMY Necla Aksoy

Humanspire’ın yeni röportajında kariyerine Sofra/Compass Group Türkiye’de başlangıç yapmak isteyenleri heyecanlandıracak bir röportaj ile karşınızdayız. Sofra/Compass Group Türkiye İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Necla Aksoy’a merak ettiklerinizi sorduk ve ilham verici cevaplar aldık.

Sofra/Compass Group Türkiye’nin son dönemde geçirdiği süreci, COVID-19 dolayısıyla yaşadığı değişiklikleri ve Necla Aksoy’un kariyerinden kesitlerin anlatıldığı röportaj için keyifli okumalar dileriz!

Röportajın okuyucuları için kariyer yolculuğunuzdan biraz bahsedebilir misiniz?

İstanbul Hukuk Fakültesi 92 mezunuyum. Tercihlerim arasında olsa da kazandığımı öğrendiğimde mutsuz olduğum bir bölüm olmuştu çünkü aslında psikoloji bölümlerine girmeyi istiyordum. Buna rağmen derslerime severek keyifle devam ettim. Mezuniyet sonrası pek alternatif düşünmedim, hukuk fakültesini bitirmiştim ve doğal olarak avukat olacaktım. Oysa zorunlu avukatlık stajımı tamamlayıp özel bir hukuk bürosunda mesleğe başladığımda, kendim için hiç de  doğru bir seçim yapmadığımı kısa denebilecek bir sürede anladım. O döneme bakıp değerlendirdiğimde, kendi kendime anlattığım bir hikayenin içinde sıkışıp kaldığımı görüyorum şimdi. Yeterince direnir ve vazgeçmeden devam edersem avukatlık mesleğinin benimseyemediğim yönlerine alışırım, o zaman da işimi artık severek yaparım diye düşünmüşüm. Eğer avukatlık hayatımın son yıllarında birlikte çalıştığım ve hala rahmetle andığım hocam, mentorum tutku ile çalışmadığımı ve başarılarımdan dahi zevk almadığımı farkedip beni dört yıl üniversite artı beş yıl mesleki yatırımıma rağmen hala farklı bir kariyer yolunu seçebileceğime ikna etmeseydi, belki de şu an hayal hala böyle bir yanılgının içinde olabilirdim.

Yaşadığım tam bir batık maliyet yanılgısı örneği idi, sadece o zaman bu kavramla henüz tanışmamıştım ve adını bile bilmiyordum. Bundan yaklaşık 25 yıl önce, gerekçelerime tutunmayı bir kenara bırakıp avukatlık mesleğini ve kendime anlattığım hikayeleri bir rafa kaldırdım ve tutkuyla yapacağıma inandığım eğitim uzmanlığı için kurumsal şirketlerde açılan pozisyonlara başvurmaya başladım. Deneyimim olmayan bir alanda iş bulmanın zorluğunu bizzat yaşamış biriyim. Üstelik hiç ummadığım şekilde avukat olmam bu pozisyonlar için seçilmemde önemli bir dezavantaj teşkil etti, beni avukatlık mesleğine dönmeye ikna etmeye çalışan (?!) insan kaynakları yöneticileri ile bir dizi mülakatlar yaptım. Başvurduğum kurumlardan bir değil, iki tanesinden birden eninde sonunda avukatlığa döneceğimi düşündükleri için beni tercih etmedikleri yönünde geri bildirim aldım. İyi niyetle verilmiş bir geri bildirim olduğunun farkında olsam da ilerleyen yıllarda şimdi mensubu olduğum bu mesleğe bakış açımı ve nasıl bir icracı olmak istediğimi şekillendiren bir süreç oldu bu yaşadıklarım. Her bireyin kendisi için en doğru olanı özünde bildiğine dair güvenden yola çıkan ve cesaret kıran değil, güç veren bir insan kaynakları profesyoneli ve lideri olmayı seçtim hep. 

Bu arayışım sırasında, eğitim departmanı için başvurduğum şirketlerden biri de bir sigorta şirketiydi. Burası da bana başvurduğum eğitim rolünü önermek yerine hasar departmanı içinde orta kademe yöneticilik rolü teklif edince cesaretim kırıldı. Eğitim branşında ısrarımı daha fazla sürdüremedim ve bu pozisyonu kabul ettim. Kendimi hazırladığım gibi kariyerime sıfırdan başlamam da böylece gerekmedi ve dört kişilik bir ekibe liderlik edeceğim, hukuk bilgimi kullanırken diğer yandan da farklı sigorta  branşlarını tanımamı sağlayan bir rolü üstlendim ve İK departmanı içinde bir rol almakla ilgili defteri, uzunca yıllar bir daha açılmamak üzere kapattım. 

Hukuk büroları sonrası başladığım bu ilk pozisyonda geçirdiğim bir buçuk yıllık süre içerisinde teknik sigortacılık kavramı ile tanıştım. Çoklukla hukuk bilgimden beslenen bu yeni kariyer de beni tatmin etmiyordu ancak hukuk fakültesindeki eğitimim boyunca en sevdiğim derslerden biri olan deniz hukuku ve nakliyat sigortacılığı konusunda çalışma fikri sıcak gelmeye başlamıştı. Aradığım fırsat karşıma sigorta sektöründe bir yönetici adayı programı ilanı ile çıktı. Uzun ve bir kısmı hala hiç takdir etmediğim stres mülakatına dayanan bir seçme değerlendirme sürecinin ardından, programa kabul edildim. Bu süreç aynı şirkette tam 22 yıl süren kariyer hikayemin başlangıcı oldu. Yöneticilikten, unvansız memurluğa gerilemeyi kabul ettiğim bu rol, kariyerimdeki en belirleyici hareketlerden biridir. Yönetici adayı programı bana şirketin bir çok fonksiyonunda 360 derece deneyim kazanma, dönemin üst yönetimi ile yakın çalıştığım, önemli görevlerde rol alma fırsatı sağladı. Kişiliğim, önemli ölçüde, sürekli öğrenme ve gelişme mentalitesi ile tanımlanabilir. Sürekli gelişmek bu benim için soluk almak kadar önemli bir ihtiyaç diyebilirim. İşte tam da bu sebeple, yani gelişim amacıyla, ikiletmeden sorumluluk aldığım ek görevlendirmeler sayesinde, geç ama güçlü bir şekilde insan kaynakları dünyasına giriş yaptım. Eğitmen olmak için yaptığım girişimlerden on yıldan fazla süre sonra, şirketin satın alınması sürecinde değişim yönetimi için başlattığım ve sonrasında global platformda en iyi uygulama olarak sunduğum bu inisiyatif, o dönemde global insan kaynakları alanının başında olan direktörümüzün dikkatini çekti ve ülke İK yöneticisi rolü bana teklif edildi. Sigorta sektöründe, teknik ve son olarak çalıştığım iş geliştirme alanında toplam 11 yıllık deneyimimi geri de bırakarak nihayet İnsan Kaynakları Müdürü olarak göreve başladım. Uzun yıllar hizmet verdiğim  ve CHRO olarak göreve devam ettiğim MAPFRE’ye, Sofra Grup’tan aldığım teklif ile yeni başlangıçlar yapmak ve deneyimler biriktirmek üzere  veda ettim. Bana hayalim olan ve tutkuyla icra ettiğim bu mesleğe geçme şansını verdiği için eski şirketime hep müteşekkir kalacağım. Son bir yıldır da Sofra Compass Grup’ta, ekibimizle birlikte yepyeni bir başarı hikayesi yazmak için heyecanla çalışıyoruz.  

Çalışma hayatınızda benimsediğiniz ilkeler nelerdir?

Sevmediğim ve bu sebeple başarılı olamayacağım aşikar olan bir mesleğe nokta koyup kurumsal hayata geçişim; bilge bir büyüğümün bana gerçekten bakıp beni özümde gerçekten olduğum kişi olarak görebilmesi sayesinde oldu. Benim lider olarak temel felsefemin “iş çok önemlidir ama insan her zaman işten daha önemlidir” mottosu olması sanırım bir tesadüf değil. Çok şanslıydım, beni hep destekleyen harika liderler ile çalıştım, şimdi onlardan aldığım meşaleyi layıkıyla taşıyıp, ekip arkadaşlarımın potansiyellerini performansa çevirebilecekleri iş ortamlarını yaratmaya çalışıyorum. İnsanların mutlu oldukları zaman en iyi işleri çıkarabildiklerine, bu kadar bilimsel veri ile ispatlanmamışken dahi hep inandım. Mutlu çalışmanın temelinde, kuruma ait hissedebilmek, güvenmek ve güvenilmek var. Aksi ispat edilene dek herkes güveni hak eder ilkesi de benim çalışma hayatımın belirleyici ilkelerinden. 

Kariyerine insan kaynakları departmanı bünyesinde başlamak isteyen veya rotasını insan kaynaklarına çevirecek olan adaylara tavsiyeleriniz neler olur?

İlk olarak kendi içlerine dönüp bu alanda başarı için temel nitelikte gördüğüm bazı içsel motivasyonlara sahip olup olmadıklarını değerlendirmelerini  öneririm. Bir başka deyişle, kendini bilmek ilk adım olmalı. Her ne kadar insan kaynakları departmanları alt uzmanlıklara ayrılmış, farklı yetkinlikler gerektiren koca bir disiplinler bütünü olsa da, temelde empati yapabilme ve gücünü insana sevgi ve saygıdan alan bir iletişim becerisi  yatıyor. IK profesyonellerinin karşılarındakini yüceltebilecek kadar kendilerini sevmeleri ve kendilerine güvenmeleri önemli. 

Farklı bir branştan İK’ya geçiş yapmak isteyen genç arkadaşlarımın, önce insan kaynakları yüksek lisansı yapmaya çalıştıklarına şahit oluyorum. Sürekli gelişim açısından desteklediğim bir efor bu, kaldı ki bence her yönetici, aynı zamanda iyi bir insan kaynakları yöneticisi de olmalı. Dolayısıyla her zaman ödülünü alacakları bir girişimde bulunuyorlar. Buna rağmen, bu girişimin kendilerine İK rollerinde öncelik sağlayacak bir sihirli değnek olmadığını bilmelerinde fayda var. Bu bağlamda benim önerim, öncelikle mevcut rollerinde tam  performansla çalışmaya devam ederken, İK departmanları tarafından çokça düzenlenen çalışan deneyimi, değişim yönetimi veya diğer kurum kültürüne yönelik komite ve çalıştaylara katılıp İK rollerinde değerlendirilmek istediklerini de açıkça ifade ederek, tutkularını görünür ve bilinir kılmalarıdır. 

Bir insan kaynakları profesyoneli olmanın en zor yanı sizce nedir?

İK profesyonelleri olarak içinde bulunduğumuz “network”, mensubu olduğumuz sektörel birlikler ve takip ettiğimiz yayınlar sayesinde iş dünyasında ve insan gücü yönetimi konusunda en yeni trendleri yakından izliyor ve kurum kültürü, liderlik becerileri, gelişim dahil yetenek yönetimi, performans ve organizasyon gibi şirket stratejilerinin başarıyla hayata geçirilmesine birincil etki eden konularda uygulamaları hayata geçirmeye liderlik ediyoruz. Saydığım her bir alanda yapılacak aksiyonlar, ancak istikrarlı bir şekilde uygulandığında ve şirketin her kademesi tarafından öncelik edinildiğinde en iyi sonuçları veriyor. İnsan Kaynakları yöneticileri de, bu alanlara yatırım alabilmek için şirketin diğer fonksiyonları ile aynı kaynaklar için rekabet ediyor. Dezavantajımız maalesef, İK alanında yapılacak yatırımların maddi geri dönüşünü ortaya koymanın her zaman mümkün olamaması. Oysa yöneticilerin ve çalışanların güveni çok yavaş kazanılıyor ve çok hızlı kaybedilebiliyor. Bu süreç ne seviyede olursak olalım, biz İK profesyonellerini çok zorluyor. Bütçe kısıtları veya yapmak istediğimiz yeni yatırımlarının önceliklendirilmemesi karşısında yılmamak ve eldeki kaynaklarla güveni sürdürecek yaratıcı çözümler yaratmak için çalışmak, işimizi iyi yapmaya devam edebilmemiz için çok kritik.    

Sofra Compass Group’ta genç yeteneklere yönelik ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Staj, MT işe alım programlarınız ve genç yeteneklere yönelik projeleriniz hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Sofra/Compass Group Türkiye; dünya çapında 45 ülkede faaliyet gösteren, 600 binden fazla çalışanı bulunan, 5.5 milyar öğün yıllık yemek üretim kapasitesine sahip dünyanın lider yemek ve destek hizmetler sağlayıcısı Compass Group PLC’nin bir parçası. 

Türkiye’de 1992’den beri  toplu yemek sektöründe hizmet gösteriyoruz. İş merkezleri, fabrikalar, eğitim kurumları ve sağlık kurumlarına toplu yemek ve tesis işletim, bakım ve onarım, temizlik, güvenlik, iç taşıma ve depolama, idari ve ofis destek, açık alan ve çevre bakım gibi destek hizmetleri de sunuyoruz. 

Toplu yemek sektöründe Türkiye’de açık ara lider durumdayız. Sofra/Compass Group Türkiye olarak Türkiye’de 81 ilde faaliyet gösteriyoruz. 2.100 müşterimize, yaklaşık 4 bin farklı lokasyonda hizmet sunuyoruz. 30 bin kişilik çalışanımızla Türkiye’nin en büyük işverenlerinden biriyiz. 

Türkiye’nin öncü şirketlerinin hizmetlerini yöneten ve işimizi sürekli ileriye taşımamıza liderlik edecek profesyonelleri bünyemize katmak, müşterilerimiz için yaratacağımız katma değer ve şirketimizin misyonunu gerçekleştirmesi açısından büyük önem taşıyor. Genç yeteneklerin şirketimizde sorumluluk içeren rollere hazırlanması bu anlamda birincil önceliğimiz diyebilirim. Müşterilerimize beş kuşağın gücünü bir araya getirerek hizmet veriyoruz. Çalışanlarımızın %45’i X nesli, %40’ı Y nesli temsilcisi iken, şimdiden %10 bir oranı da Z kuşağı temsilcilerinden oluşuyor. 

Genç nesillerin şirketimiz bünyesinde geleceğin yönetici rollerini üstlenmeyi istemeleri için, esnek, rahat ve samimi, bir işin nasıl yapıldığından çok, çıktısının doğru olup olmadığına odaklanan bir kurum kültürüne ihtiyaçları var, biz de buna odaklanıyoruz. 

Mevcut yönetsel rollerimizi halen X ve Y kuşağı liderlerimiz üstleniyorlar ve onların Z nesli yönetimine farkındalıklarını artırmak ve bunun için gereken alt yapıları oluşturmak için çalışmaya devam ediyoruz.  Genç yetenekleri keşfetmek, onların dilinden konuşarak bağ kurabilmeyi ve onlar neredeyse orada olmayı gerektiriyor. Pandemi döneminde maalesef bu bağ kopmasa da çok zayıfladı. Aşılanma oranlarının artmasıyla birlikte tünelin sonunda ışığı görmeye başladık. Aşı programının her yaş grubunda yaygınlaşmasının ardından ilk hedefimiz staj ve MT programlarımızı yeniden hayata geçirmek olacak. 

Bu bağlamda, üniversite öğrencilerine yönelik, eğitimlerine ara vermeden iş başı deneyimi kazanabilecekleri yarı zamanlı bir MT programı hazırlığı içindeyiz. Faaliyet gösterdiğimiz sektörde deneyim, özellikle de 360 derece bakış açısı sağlayabilen fonksiyonlar arası çapraz deneyim çok değerli. Öğrencilikten başlatacağımız uzun dönem MT programımızda şirket içi deneyimli yöneticilerin mentorluğu ile bu bakış açısını kazandırarak gençleri sektörümüzün Z nesli yöneticileri arasına katmayı hedefliyor. 

Bunun yanı sıra, gerek “catering” gerekse hizmet sektöründe, meslek yüksekokulları ile yaptığımız işbirlikleri sayesinde, genç arkadaşlarımıza Türkiye’nin 81 ilinde  yapılandırılmış staj programları ile mesleki deneyim kazanma imkanları sağlıyoruz. 

İyi bir yönetici olabilmek için bireysel başarının yanında iyi bir ekiple de çalışmanın önemli olduğunu söyleyebiliriz. Siz ekibinizde çalışacak ideal bir adayın nasıl biri olmasını istiyorsunuz?

İyi bir ekip tanımı, ekibi oluşturan tüm bireylerin iyi birer ekip oyuncusu olduğu gerçeğini de içinde barındırıyor. Benim birlikte çalışmaktan zevk duyduğum ideal ekip, güçlü yönleri ile birbirini tamamlayan, ve  bireysel başarıdan ziyade ekipçe imza atılan iş başarılarından gurur duyan üyelerden oluşuyor. Ekip dinamikleri içinde neysek o olabilmek, kendimizi olmadığımız biri gibi göstermeye çalışmak yerine, güçlü yönlerimizi işin ve ekibinin hizmetine sunabilmek çok değer verdiğim ve parçası olduğum ekiplerde de desteklemeye çalıştığım bir ortam. Bir başka deyişle otantik ve aklındakini söylemekten çekinmeyen kendini seven  profillerle çalışmayı seviyorum. 

Sofra Compass Group olarak pandemi sürecine nasıl hazırlandınız ve bu süreci nasıl yönettiniz?

Daha önce deneyimlemediğimiz bir süreç olması sebebiyle her sektör gibi ilk etapta biz de fazlasıyla etkilendik. Güçlü bir değişim ve belirsizlik içine girdik. Bir süre iş yapış biçimlerimizi değiştirdik ancak her koşulda çalışanlarımızın yanlarında olduğumuzu göstererek gerekli tüm önlemleri aldık. İzole çalışmak durumunda kaldığımız süreçlerde sürekli iletişim halinde olarak  kopukluk hissinden kaçınmalarını sağladık. Her şeyden önce empatiyi önceliğimiz haline getirdik çünkü her zaman önce “insan” diyen bir şirketiz. Hepimiz eş zamanlı aynı duyguları yaşadık ve yaşıyoruz. Yepyeni bir sürece ayak uydurmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla belirsizlik içindeki bu süreçte en başından beri korkmamaları gerektiğini hissettirdik.

Bu süreçte çalışanlarınızı işe bağlı tutmak ve motive etmek adına neler yaptınız?

Pandemi sürecinde de her zaman yüksek motivasyonla hizmet sunmaya devam etmemiz önemliydi. Müşterilerimizin bir kısmı evden çalışmaya geçerken, onlarla aynı lokasyonda hizmet veren saha çalışanlarımız aralıksız görevlerine devam ettiler. Tüm saha yöneticilerimizle el ele vererek çalışanlarımızın kendilerini güvende hissetmeleri için eğitim başta olmak üzere gereken tüm önlemleri alarak faaliyetlerimizi sürdürdük. Operasyonda Covid-19 ile mücadele ederek çalışan ekip arkadaşlarımız tüm kurumumuzca yürekten desteklendiler. Sofra Kahramanları adını verdiğimiz bir takdir programı oluşturduk ve uzun süreli bir iletişim programı ile sahadaki tüm ekibimizi destekledik. Yöneticilerimizin ekiplerini en çok ihtiyaç duydukları bu dönemde  destekleyebilmeleri için uzmanlardan da destek aldık. Onların hem kendi motivasyonlarını hem de ekip motivasyonunu nasıl yönetebileceklerine dair, psikoloji temelli bir stratejik motivasyon seminerleri dizisi organize ederek kurum genelinde bu dönemin en pozitif şekilde atlatılabilmesi için gereken desteği sağladık. Salt motivasyona odaklanan ve artık gerçekleştiremediğimiz fiziksel organizasyonların yerini alan “online event”lerimizi de bu eforların en eğlencelileri arasında saymak gerekir. 

Youthall’u takip eden genç yeteneklere kariyer hayatlarında neler tavsiye edersiniz?

Sevdikleri ve gerçekten heyecan duydukları bir yolda yürürken, karşılarına çıkan zorluklar ne kadar büyük olursa olsun, pes etmemeliler. Evet zor, ancak bunun için yardımlarına koşacak bir çok taktik var. En önemlilerinden biri de kişisel farkındalık seviyesinin artırılması. Neler hissettiklerini ve gündelik reaksiyonlarının temelinde ne yattığını çok iyi anlamalılar. Karşımıza çıkan zorluklarda, endişe veya belki de korku baş göstermeye başladığında, kendilerine doğru soruları sorarak bunları dürüstçe ve realistik şekilde cevaplamaları çok yardımcı olacaktır. Çok hızlı ve bizden çok şey bekleyen bir dünyada yaşıyoruz. Her zaman için ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını, daha fazlası için kendilerinden gerçekçi olmayan, mükemmeliyetçi beklentiler içinde olmamaları, inanıyorum ki kendilerine güvenlerini canlı tutacak ve zorluklar karşısında ümitsizliğe kapılmadan emin adımlara hedeflerine doğru ilerlemelerini sağlayacaktır.

Sofra/Compass Group Türkiye ve Necla Aksoy’a bu samimi ve faydalı yanıtları için çok teşekkür ediyoruz. Humanspire ile yeni bir röportajda buluşmak dileğiyle, Youthall‘u takipte kalın!

 

Üniversite eğitimine Yıldız Teknik Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi'nde devam etmektedir. Yer aldığı öğrenci kulübünde çeşitli projelerin düzenlenmesinde rol alarak 17. Profil dergisinin editörlüğünü üstlenmiştir. 2019 yılından beri Youthall'da Youthall Blog başta olmak üzere tüm içerik geliştirme süreçlerini yürütmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir